ERDEMİR AİLESİ DENİZE AÇILIYOR 

Ağustos 2007 de 12 gün süre ile Marmaris Treibgut’tan bir 40 ft Bavaria yelkenli kiraladık. Harika bir yolculuk yaptık ma aile.  Teknede 4 kaptan olunca işler başta karıştı biraz ama sonra alıştık.  İlk gün akşam üstü geç saat yola çıktık bir saatlik bir yolumuz vardı. Asena yelkenleri açtı hoş bir yolculuk başladı. Bir 10 dakika bu hoş seyir devam etti. Marmaris koyu içindeki Keçi adasını bordalamıştık ki sancaktan bir civarna yedik.  Bir tokat gibi aniden gelen şiddetli rüzgar sağnağı tekneyi iskeleye aniden yatırdı, güverteyi iskeleden denize soktu. Tekne, çok sert bir şekilde sancağa döndü ve durdu. Bu arada bende acemi şansı ile dümeni sancak alabanda yapmıştım zaten.  Doğru yapmışım!   

Bu olayın bir tabiat olayı olduğunu ancak ertesi gün anlatabildim yoksa tayfa kazan kaldıracaktı.  Aslı çok korktu.  Neyse o akşam Kumlubükte Hollandalı Ahmet’in iskelesine bağlandık. Hemen denize girdik. Çıktık duş aldık güzelce giyindik ve restoranda enfes bir Çin yemeği ziyafeti çektik kendimize.  Tayfanın morali düzeldi sohbet ettik sonrada gittik yattık.  

Sabah 06:00 da kalktım, tekneyi hazırladım ve yola çıktım. Açık denize gelince batıya doğru yelken açtık ama rotamızda ilerleme hızımız çok yavaştı zira sert rüzgar tam pruvadan esiyordu.  Daha sonra vazgeçtim yelkenleri kapattım ve motorla devam ettim. İlk navigasyon tecrübemizi yaptık sorunsuz ilerledik gizli bir koy olan serçe koyunu kızıl burun yakınlarında bulduk ve içeri girdik. 

Bu koya 4 saatte gelmiştik ve sert deniz bizi yormuştu. Bu koy enfesti temizliği ve sükuneti ile bizi büyüledi iki gün orada kaldık.  Dördüncü günün sabah biraz geç te olsa çıktık, hava raporunu almak için gecikmiştik. 13 Ağustos fırtına günüydü dolun ay olacaktı ama öğlen saatlerinde bir sonraki dirsek koyuna deniz çok kabarmadan ulaşacağımı hesapladığımdan yola devam ettim.   

Bir acemi kaptana pes dedirtecek deniz vardı, çok kuvvetli tam pruvadan gelen rüzgar olanca hızı ile esiyordu, baştan aldığımız dik dalgalarda yelkenli kalkıp kalkıp iniyordu. Can yeleklerini giydik, kancalarla tekneye kendimizi bağladık.  Asena ve Aynur’u deniz tuttu içeri kaçtılar. Çarptığımız dalgaların sıçrattığı (her seferinde neredeyse bir ton su) bizi sırıl sıklam yapmıştı. Bazen şartlar daha da kötü oluyordu.  Kızıl burunu dönünce durum biraz lehimize döner sandım zira rüzgar iskeleden gelecekti öyle ya biz kuzeye dönünce batı rüzgarı iskele tarafında (solda) kalmalı.  Fakat biz döndük rüzgar da döndü. Aynı kötü şartlara devam. Hatta fırtınanın hızı da arttı. Zaten öğlene doğru azacağı saat 4ten sonra da kuduracağı biliniyordu.   

İskelede Simi adasını, sancakta Yeşilova körfezini bordaladık savaşa devam.  Önümüzde birde atabol kayası var su altında görünmüyor. Çarpan batıyormuş. Deniz orada birde derin ki sormayın batan tekne hjemen kayboluyormuş.  Haritada yerini bulduk. Habire GPS den ve haritadan yerimizi kontrol ederek gidiyoruz. Bir de şamandra bağlamışlar onu gördük ve emniyetli biçimde geçtik.  Tayfanın ikisi çoktan içerde sızmış. Sadece Aslıcığım yardım ediyor. Giriş basamağına oturdu ve sürekli GPS okudu bana.  Atabol burnunu da döndük Hisarönü Körfezi içine Kuzey Doğuya dümen kırdık.  Denizden ikinci defa çok iyi sopa yemiş olarak saat 12:30 gibi dirsek bükü kuzey doğu sahilinde tonoz alarak bağlandık.   Aslıcığım sağol sen en sağlam tayfasın dedim, cevap beni kırdı geçirdi; “herhalde hayatımız için yapıyorduk” dedi.  

Aslında tonoz almamızda ayrı bir hikaye ve büyük komedi perdelendi ama yardım eden köylü çocukların iyi niyeti yanlış anlaşılmasın.  Gideceğimiz tesise telefon edip teknemizin adını verip iskelesinde yer ayırtıyor ve bağlanma için acemi olduğumuzu beyan edip yardım rica ediyorduk.  Dirsek bükünde bizi önceden açıkta bir tonoza bağladılar akşam kayıkla sahile taşıdılar ertesi gün iskelede yer açılınca oraya bağlandık.  Hikaye bu tonoza bağlanmakla alakalı.  

Tonoz için yanaştım ama aniden çıkan sert civarna tekneyi itti ve tonozu veren kayıktan uzaklaştık. Kayıkta iki kişi var biri kürekle yelkenliye yanaşmaya çalışırken diğeride tonoz ipi elinde kayığın başı ile kıçı arasında koşup duruyor. Biz tam yaklaşırken ya rüzgar çıkıyor ya da aniden kesiliyor. Her seferinde dümen ve makine rüzgar durumu aniden değişince tekneyi kayıktan uzaklaştırıyordu. Bu değişim sık sık oldu ve tekne ile kayık birtürlü 100 m2 içinde buluşamadı.  Tonozcu çocuk helak oldu ve bana yardımcı olmak amacı ile büyük bir saygı ile  seslendi. “Beyefendi beyefendi teknenin ----tünü (kıçı demek istiyor) şuraya ver” Saygılı davranışı baskı altında da devam ediyor ama kelime seçimi nasibini alıyor!  Dümen başında gülmekten kırıldım. 

Denize girdik, yattık, dinlendik ama ikinci defa kötü denizde helak olan tayfanın kaçış planları yaptığına da şahit oldum.  Karadan ulaşım yolu olmayan (kaçamadılar) dirsek bükünde iki güzel gün onlara kötü denizi unutturdu. Daha sonraki denize açılmalarda sabah daha deniz kıpırdamadan erken yola çıkıp iki saatten fazla uzağa gitmeyerek tayfayı mutlu ettim ve kaçmaktan vazgeçtiler. Aynı yoldan dönüşte rüzgar arkadan ve yandan geldiği için rotamızda nefis yelken yaptık tayfa mutlu, döndük! 

 

Aslında bir iskeleye rüzgar altında yanaşırken ve daha sonra o iskeleden ayrılırken ciddi bir ders aldım ama o başka sefere kalsın. Tecrübemiz ve bilgimiz arttı, maceraya devam, adrenalin müptelası olduk, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.  

İşte böyle. Aslında detaylı günlük tutum, bakalım bilgisayara geçirme sabrım olacak mı? Birdaha ki sefere bilgisayarı da götürüp doğrudan ona yazacağım.